![]() |
ÇEŞITLI
Munasebetiyle...
Hulusi ÜSTÜN Biz de bu örfün gereği olarak ona ilişkin anılarımızı anlatıyoruz. Tam bir Çerkes ömrü sürmüş, savaş görmüş, sürgün görmüş, sevdiklerinden ve sevgili vatanından ayrılmış fakat hiçbir zaman yaşam sevincini yitirmemiş, tanrının ezelde kendisine takdir ettiğine rıza göstermiş ve arkada görkemli hayatının farklı dönemlerine tanıklık eden yüzlerce insan bırakarak dünyadan çekilip gitmiş bir thamatemizdi Musa Ramazan. Çerkes böyle yaşar... Hiçbir zaman durgun bir denize benzetilemez onun ömrü. Hep dalgalı, hep delişmen, hep coşkulu, dinlemesi hep zevk veren... Thamateydi, çünkü seviliyordu, saygı görüyordu. Onurlu bir insandı fakat asla kibir abidesi değildi. Onun yaşamının bir tek yılının coşkusu, macerası başkalarına bir ömür boyu avuntu olurdu belki. Bir Dağıstan avulunda gözlerini açtı hayata. Musa gibi uzun ömürlü olsun diye ad koydu avulun en yaşlısı. Devrimi gördü, savaşı yaşadı, esareti tattı, yabancılığın ne olduğunu, gurbetin anlamını, sılanın özlemini yaşayarak öğrendi. Hiçbir yakınının olmadığı bir ülkede kök saldı, bir çok insanın sevgili Musa Amcası oldu. Musa Ramazan’da Kuzey Kafkasyalılık bilinci vardı. Bir Abhaz’ı da, bir Asetin’i de kendi halkından ayırmıyordu. Minnet borcu vardı çünkü halkına. Bir kelime Türkçe bilmeyen sürgün bir asker olarak geldiği Türkiye’de kendisine kucak açanlar arasında Kuzey Kafkasya’nın her halkına mensup insanlar vardı. Burada tutunması, yerleşmesi, Türkiye’yi sevmesi ve vatanı olarak görmesi onların sayesindeydi biraz da. Çelebi meşrep bir insandı. Bir Thamate’nin en önemli özelliği olan tevazua sahipti. Sözü sohbeti dinlenir bir kişiydi. Bir türlü düzeltemediği Çetrefilli şivesiyle, fakat gerçek bir İstanbul beyefendisi tavrıyla konuşurdu. Her üç cümlesinin içinde mutlaka bir ‘munasebetiyle’ lafı geçerdi. Bugün bir buçuk asır önce koptuğumuz anavatanımızdan uzakta varlığımızı hala koruyorsak ve geldiğimiz yeri zihnimizde yaşatıyorsak, dedelerimiz gibi mızıka sesiyle coşuyorsak ve başkalarının hafızasında adımız erdem çağrıştırıyorsa bunda kişi olarak onun da payı var. Kültüre katkıda bulunmak ve yaşatmak namına bir şeyler yapmak için diplomanın, paranın, siyasetin olmazsa olmaz anlamına gelmediğinin en güzel kanıtıdır Musa Ramazan. Ardında bıraktığı onlarca eser bir çok yazarın kaleminin gücünü aşar. Ondan anayurdu dinlemiş bunca insanın kalbinde estirdiği özlem rüzgarları ise belki de yaptığı en güzel şey. Şeyh Galip’in dediği gibi, “ Birkaç zaman daha muammer olaydı ne var idi...” Birkaç zaman daha ömrü olsaydı “Lak Masalları’nın heyecanını yaşayacaktık birlikte. Lakça’dan çevirdiği bu eserle birlikte kültürümüze ait nice motifin kurtarıldığını görüp sevinecekti. Keşke biraz daha hızlı davranıp, başka işlerimin önüne alsaydım onun kıymetli çalışmasını da bu ulu adama hediye etseydik Lak Masalları’nı. Musa Ramazan, artık iyilerin el çekip gittiği alemde. Kosok’la, Vassan Girey’le, anası ve babasıyla birlikte. Bizlere yaşarken kıymeti bilinmemiş, filme alınmamış, senaryosu yapılmamış eserler bırakıp ayrıldı aramızdan. Güleç yüzü gözümüzün önünden hiç eksilmeyecek, onu tanıyanlar kendilerini şanslı addedecek. Bir de Cem Sultan’ın şiiriyle yad edelim seni. Çünkü arkandan söylenecek her söz eksik kalacak. “İnsana bir zevk kalır dünyada bir de yahşi ad, yoksa bu dünya-yı dünun ahiri virandır. Saltanat baki kalır derlerse bu yalandır.” Yahşi bir ad bıraktın ardında, ne mutlu seninle birlikte adı anılacak olanlara. Ne demeli... yerinde rahat uyu ulu adam. Ömrün gibi ahiretin de görkemli olsun.
Hulusi Üstün margusey@yahoo.com
|
| |||||||
|
© 1999-2003 |