![]() |
ÇEŞITLI
ÇAĞDAŞ ADİGE'NİN 3 BİLİNCİ
Çurmıt Yeldar, Barış Kalkan
Nihat Berzeg tarafından "insanlık tarihinin kaydettiği en korkunç toplu katliam" (1) olarak nitelenen Adıge Sürgünü, Yaşar Bağ'ın ifadesiyle "bir kültür ve kimlik şoku"dur. (2) Adıge Sürgünü, Adıgey'in iç dinamiklerini parçalamış, Adıge halkının dünyanın dört bir yanına dağılmasına sebep olmuştur. Çarlık Rusya'sı ile Osmanlı Devleti arasında çok önceleri kararlaştırılan Adıge Sürgünü’nden her iki devletin de çıkarı vardı. Çarlık Rusya'sı güneye inmek amacıyla Adıgey'in işgalini ilk adım olarak görüyordu ve bu amaçla yüzyıllar süren işgal politikaları ile Adıgelere soykırım dayattı. Osmanlı Devleti ise Rusya'nın güneye inmesini engellemek amacıyla Adıgey'i doğal bir set olarak görüyor, yardım vaatleriyle halkı kandırıyor ve böylece savaşın sürüp gitmesini sağlıyordu. Yenilginin kaçınılmaz hale geldiği süreçte Osmanlı, Adıgey'e gönderdiği ajan ve mollalarla Adıgeleri kendi topraklarına çekme amaçlı bir siyaset izledi. Adıge feodalleri ise Osmanlı topraklarına gitmek yanlısıydılar. Çünkü 1861’de Rusya’da kölelik kaldırılmıştı ve onlar köleliğin devam ettiği Osmanlı ülkesinde toplumsal konumlarını koruyabileceklerdi. Böylesi bir tercihte bulunan feodaller, asimilasyon ve kimliksizliğe ilk adımı gönüllü olarak attılar. Bu tercihlerini emekçi halka dayatarak sürgünün büyük boyutlara ulaşmasına sebep oldular. Adıge Sürgünü kolonyalist bir paylaşımdır. Bu paylaşımla Çarlık Rusya’sı topraklarımıza, Osmanlı Devleti ise insanımıza sahip olmuştur. Adıge Ulusal Sorunu’nun kökeninde Adıge Sürgünü vardır. Bugün ulusun en büyük sorunu dağıtılmışlıktır. Adıge Ulusal Sorunu’ndan kaygı duyan her Adıge insanı en azından şu üç bilince sahip olmalıdır: Ulus Bilinci, Yurt Bilinci, Demokrasi Bilinci... Ulus Bilinci: Bilindiği gibi Batı Avrupa ve Rusya’da feodalizm ile kapitalizm arasındaki mücadele feodalizmin tasfiyesini sağlamıştır. Yeni oluşan burjuvazi, ilerici karaktere sahip olduğu 18. ve 19. yüzyıllarda burjuva demokratik devrimlerle feodalizmi yıkmış ve kendi sistemini kurmuştur. Burjuvazi, bu süreçte feodalizmin karşısına kendi ideolojisi olan ulusçulukla çıkmıştır. Ulus-devletler kuran burjuvazi, ulus kavramını ve ulusal bilinci yaratmıştır. Adıgey’de uluslaşma süreci dış baskılar nedeniyle oldukça geç bir süreçte Adıge Aydınlanma Hareketi’yle başladı. Yüzyıllar süren özgürlük mücadelesi kendi içinde bir aydınlanma hareketi doğurmuştu. 19. yüzyılın ortalarında Adıge aydınları Adıgece ilk yazılı ürünleri verdiler. Hakim sınıfların baskı ve dayatmaları nedeniyle aydınlanma hareketi uzun yıllar halka mal edilemedi. Betal Kalmık ve Şahan-Girey Hakurate gibi halk önderlerinin öncülüğünde sosyalist mücadele ile bütünleşen Adıge Aydınlanması sosyalist devrimin zaferinden sonra devletlerini kurdu, halka mal edildi. Adıgeler ulus bilincine Aydınlanma Hareketi’yle sahip oldular. Diasporada örgütlenen Dönüşçü kadrolar, diasporada ulusal bilinci oluşturmaya çalıştı. Yaşadığı sürgün sonucu iç dinamikleri parçalanan Adıge halkında ulus bilinci eksik kaldı. Özellikle diasporada eksikliği hissedilen ulus bilinci bir Adıge için şu iki anlama gelir: 1-Yaşadığı coğrafyada egemen ulustan ayrı bir ulus olduğunun bilincinde olmak. Farklılığının farkında olmak. 2- Hiçbir ayrım gözetmeden tüm Adıge boylarını eşit görmek.
Yurt Bilinci:
Tarih boyunca Kafkasya’dan dışarıya bir çok nüfus hareketi görülmüştür. Bu nüfus hareketleri sonucunda Adıgelerin Kafkasya dışında kurduğu devletler anayurtlarıyla yoğun bir ilişki içerisinde olmuşlardır. Adıgelerin kurduğu bu devletleri oluşturan halkların ise çoğu kez Kafkasya’ya döndüğünü görüyoruz. Fetgerey Şöenu bu durumu met cezir hareketi olarak adlandırmıştır. (3) Adıge Memlük Sultanları’nın çocuklarını eğitim görmeleri amacıyla Kafkasya’ya göndermeleri ve Hattilerin uzunca bir süre Anadolu’da hüküm sürdükten sonra Kafkasya’ya dönmeleri bu konudaki en göze çarpan örneklerdir. Adıgeler anayurtları dışında yerleşik bulundukları yabancı ülkelerde, yaşadıkları toprakları genellikle benimseyememişlerdir. Ancak, Adıge Sürgünü’nden bu yana oldukça uzun bir süre geçmesi ve yaşadığı ülkelerdeki çok yoğun asimilasyon politikaları nedeniyle, tarih boyunca yurduna büyük bir bağlılık gösteren Adıge halkında yurt bilinci gittikçe azalmaktadır. Bu, ulusal açıdan oldukça tehlikeli bir durumdur. Gazi Çemişo, “Dönüşün İlk Adımları” isimli yapıtında Adıgey’e dönüş konusunda çekince gösteren Kosovalı Adıgeler için şöyle diyor: “( ... ) bu bir avuç insan ise yaklaşmış olan savaş ateşine rağmen ve bu ateşin kendilerini de yakacağını bildikleri halde, atalarının uğruna yıllarca savaştıkları vatanları onlara kucak açmış beklerken ne yapacaklarına karar veremeden düşünerek vakit geçiriyorlardı. Bu ne kadar tuhaf, ne kadar akılsızlık ve ne kadar zavallılıktı!” (4) Dönüş bilinci olarak algılanmayan bir yurt bilinci hiçbir şey ifade etmeyecektir. Adıge devletlerinde paritet yasası sayesinde yönetimlere egemen olan Adıge halkının, demografik sorunları çözülmediği takdirde gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacağı açıktır. Bu sorunlar Adıge devletlerinin varlığının tehlikeye girmesi şeklinde bile karşımıza çıkabilir. Böylesi bir durumda ulusal varlığımız da tehlikeye girer. Horace B. Davis, bir etnik grubun ulus olarak adlandırılabilmesi için belirli bir toprağa sahip olması gerekliliğini ilk şart olarak göstermektedir.(5) Adıgeler bir toprağa sahiptirler ancak bunun sürekliliği Adıgey’e yönelik kitlesel bir dönüş hareketiyle mümkündür. Bu açıdan bakıldığında bir Adıge için yurt bilinci aynı zamanda Kafkasya’ya dönüş bilinci olmalıdır. Ülkesinin yönetimine, ülkesinin demografik sorunları yüzünden, değiştirilmesi son derece kolay bir yasayla hakim olan Adıge halkı için, yurt bilinci aynı zamanda dönüş bilinci olarak algılanmalıdır. Adıgeler için ancak bu şekilde algılanan bir yurt bilinci yurduna sahip çıkmak anlamına gelir. Sun Yat-sen, demokrasiyi, ulusçuluk ve sosyalizmle birlikte günümüzün üç büyük hareketinden biri olarak nitelemektedir.(6) Demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin güvencede olduğu bir çoğunluk yönetimidir. Demokrasinin temelinde düşünce ve ifade özgürlüğü vardır. “Görüşlerine katılmıyorum ancak bunları ifade etmen için canımı vermeye hazırım” anlayışı demokrasinin özünü oluşturur. Diğer bir çok olumsuz sonucuna karşıt olarak küreselleşmenin sonuçlarından biri de insan hakları kavramı ve demokrasi anlayışının yaygınlaşmasıdır.(7) Demokrasi, insanların ortalama bilinci haline gelmektedir. Ancak buradaki demokrasi elbette burjuva demokrasisidir. Demokrasi ve demokratikleşmeden sık sık söz edilen günümüzde demokrasinin anlam ve amacı üzerinde düşünmek önem kazanıyor. Demokrasi kavramını temel içeriğinden ve hedefinden uzaklaştırma çabaları böyle bir yaklaşımı daha da zorunlu hale getiriyor. Demokrasinin temelinde gelir dağılımının, ulusal gelirden emek ve sermayenin aldığı pay oranlarının bulunduğu unutulmuş görünüyor. (8) Bir Sovyet hukukçusu demokrasi anlayışını şöyle dile getirmiştir: “Insanın insanı sömürmesine son verildiği; yalnız siyasal değil, ekonomik eşitliğin de bütün yurttaşlar için gerçekten varolduğu; demokratik özgürlüklerin yalnız resmen ilan edildiği değil, sosyal yaşamın maddi koşullarınca fiilen de sağlandığı; halkların eşitliğinin boş bir kelime olmadığı ve dostluklarının ise sarsılmaz olduğu bir ülkede, hiç tartışmasız, demokrasi yolunda pek ilerilere varılmıştır. Demokrasi, bir yönetim ilkesi olmadan önce, siyasal rejimin gerçekliğini belirleyen bir iktisadi-sosyal yapıdır ve siyasal demokrasi olsa olsa sınıfların olmadığı bir toplumda somutlaşabilir ve sadece böyle bir toplum bireyin gelişmesinin koşullarını yaratır.” (9) Adıge halkı, binlerce yıl boyunca komünal bir toplum olarak yaşamıştır. Toplumsal yapısını bin yıllar boyu oluşturduğu gelenekleriyle düzenlemiştir. Bu gelenekler insana saygıyı temel alır. Komünal toplum yapısının Adıgelerde çok uzun sürmesi ve ortadan kalkmasının sadece birkaç yüzyıl geriye gitmesi nedeniyle, bu toplum normları kalıntıları Adıgelerde halen hissedilmektedir. Binlerce yıl mülkiyetin kolektif olduğu ve doğrudan halk demokrasisinin uygulandığı bir yapı içerisinde yaşayan Adıge halkına demokrasi hiç de uzak bir kavram değildir. Bir Adıge için demokrasi bilinci, yukarda bahsettiğim ulus ve yurt bilinçlerini tamamlayan bir anlayıştır. Ulus bilincinde dile getirdiğimiz, egemen uluslardan farklılığının farkında olmak, hemen ardından bu farklılıktan doğan hakları gündeme getirir. Diasporada elde edilmesi gereken ulusal-kültürel haklar, ancak demokrasi bilincine sahip bireyler tarafından talep edilebilir. Aynı şekilde, dönemin sömürgeci devletleri tarafından sürgünü gerçekleştirilen Adıgelerin, bu devletlerin hukuki mirasçılarından anayurda dönüş konusundaki talepleri de ancak demokrasi bilincine sahip bireyler tarafından dile getirilebilir. Burada göz önüne alınması gereken nokta, sürgünün birkaç devlet tarafından ve Adıge halkının iradesi dışında kararlaştırılıp eyleme geçirildiğidir. Ancak demokrasi bilincine sahip bireyler ulusal sorunun çözümüne katkı sağlayabilirler. Özgürlüğe giden bir yol vardır: Demokrasinin içinden geçer. (10) Adıge Ulusal Sorunu; ulus, yurt ve demokrasi bilinçlerine sahip bir Adıge toplumu gerektirmektedir. Bahsettiğimiz bu üç bilinç çağdaş Adıge insanının mutlaka sahip olması gereken bilinçlerdir. Adıge bayrağındaki üç sarı okun Adıge insanının sahip olması gereken ulus, yurt ve demokrasi bilinçlerini temsil etmesi gerektiğine inanıyorum. Bayrağımızdaki oklardan anlamamız gereken bence bu üç bilinç olmalı... Dipnotlar
1- Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü, Takav Matbaacılık, Ankara-1996, s. 119 2- Yaşar Bağ, Türkiye Çerkeslerinde Sosyo-Kültürel Değişme, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara-1996, s.8 3- M. Fetgerey Şöenu, Muhaceretteki Çerkes Aydınları, Ankara-1991, s. 20 4- Gazi Çemişo, Dönüşün Ilk Adımları, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara -2000, s.79 5- Horace B. Davis, Sosyalizm ve Ulusallık, Belge Yayınları, Istanbul-1991, s.16 6- Sun Yat-sen, aktaran Horace B. Davis, Sosyalizm ve Ulusallık, Belge Yayınları, Istanbul-1991, s.10 7- Emre Kongar, Küresel Terör ve Türkiye, Remzi Kitabevi, Istanbul-2002, s.33 8- Halit Çelenk, Hukuksuz Demokrasi, Çağdaş Yayınları, Istanbul-1994, s.44 9- Sovyetler Birliği Niçin ve Nasıl Çöktü?, aktaran Server Tanilli, Cumhuriyet,3-9 Ocak 2001 10- Benjamin Barber, Güçlü Demokrasi, Ayrıntı Yayınları, Istanbul-1995, s.26
|
| |||||||
|
© 1999-2003 |